Bağlanma Stilleri ve İlişkilerdeki Yansımaları
Bağlanma Stilleri
Bir ilişkide hissettiğimiz yakınlık, güven, kaygı ya da mesafe… Bunların hiçbiri tesadüf değildir.
İnsan, sevme biçimini ilk olarak çocukken öğrenir. Anne, baba ya da bakım verenle kurulan ilk duygusal temas, bize “bağlanmayı” öğretir. Ve bu bağ, hayat boyu ilişkilerimizin görünmez zeminini oluşturur. Bağlanma, aslında bir çocuğun “ben güvendeyim” hissidir. Sevildiğinde, ihtiyaçları karşılandığında, ağladığında biri geldiğinde… o çocuk dünyaya güvenmeyi öğrenir.
Ama eğer ihtiyaçları görülmez, duyguları anlaşılmaz ya da sevgi koşullu verilirse; yetişkin olduğunda da ilişkilerde sürekli aynı döngüleri yaşar. Kimi hep terk edilmekten korkar, kimi yaklaşmaktan. Kimi sürekli onay arar, kimi kimseye ihtiyacı yokmuş gibi davranır. Ama aslında hepsi aynı kökten gelir: bağlanma yarasından.
Bağlanma stillerimiz güvenli, kaygılı, kaçıngan ve korkulu-karışık ilişkilerdeki davranışlarımızı, beklentilerimizi ve en çok da duygusal sınırlarımızı belirler. Kendimizi tanımak, hangi bağlanma stiline sahip olduğumuzu fark etmekle başlar. Çünkü bağlanma tarzı kader değildir; fark ettikçe değiştirilebilir, iyileştirilebilir bir yapıdır. İlişkilerde tekrar eden örüntülerin, benzer duyguların ardında çoğu zaman “çocukken kurulmuş bir bağ” yatar.
Ve o bağ, farkındalıkla yeniden kurulabilir.
1. Güvenli Bağlanma
Bu bağlanma tarzı, genellikle çocuklukta sevgi dolu, tutarlı ve güvenli bir bakım ortamında gelişir. Ebeveyn ihtiyaçlara duyarlıdır; çocuk ağladığında gelir, sakinleştirir, destek olur.
Ve bu da yetişkinlikte “yakınlık güvenlidir” mesajına dönüşür. İlişkilerde güvenli bağlanan kişiler, tartışmalardan kaçmaz; duygularını bastırmadan, karşısındakini suçlamadan konuşabilirler. Sevgi onlar için bir mücadele değil, doğal bir paylaşımdır.
2. Kaygılı (Endişeli) Bağlanma
“Ya beni bırakırsa?”
Çocuklukta genellikle ebeveynin tutarsız davranışları bu yapıyı oluşturur. Bazen sevgiyle yaklaşan, bazen uzaklaşan, bazen duygusal olarak erişilemeyen bir figür… Bu durum çocuğa şu mesajı verir: “Sevgi her an kaybolabilir. O yüzden hep tetikte olmalıyım.”
Yetişkinlikte bu, sürekli onay arama, ilişkiye fazla yatırım yapma ve partnerin duygusal tepkilerine aşırı odaklanma olarak kendini gösterir. Kaygılı bağlanan biri için sevilmek kadar, o sevginin devam edeceğinden emin olmak da hayati önem taşır.
3. Kaçıngan Bağlanma
Yetişkinlikte bu kişiler ilişkilerde mesafeli olabilir, duygusal bağ kurmakta zorlanabilir. Yakınlık arttığında huzursuz hissedebilir, biri fazla yaklaşırsa geri çekilme eğilimi gösterebilir. Ama bu kaçış, aslında “kaybolma” korkusundan değil, yaralanma korkusundandır. Kaçıngan bağlanan biri, duygusal olarak görünmez büyümüş bir çocuktur sevgi ister ama istemiyormuş gibi davranır.
4. Korkulu-Karışık (Düzensiz) Bağlanma
Yetişkinlikte bu bağlanma stiline sahip kişiler, ilişkilerde tutarsız davranabilir. Bir gün yakın, ertesi gün uzak olabilirler. Hem bağ kurmaktan korkarlar hem de yalnız kalmaktan. İç dünyalarında sürekli bir çatışma vardır: “Seni istiyorum ama sana güvenemem.”
Bu tarz ilişkiler genellikle duygusal olarak yoğun, ama bir o kadar da yorucu olur. Ancak farkındalık ve terapi süreciyle bu bağlanma biçimi de zamanla güvenli bir yapıya dönüşebilir.
Bağlanma biçimlerimiz, çocukluğumuzun sessiz hikayeleridir. Ama o hikayenin sonu yazılmış değildir. Her farkındalık, her terapi, her içsel yüzleşme; o hikayeyi yeniden yazma şansıdır.
“Unutmayın, bağlanma kader değildir, farkındalıkla iyileştirilebilir.”